Bu kitap, gündemlerin hızla tüketildiği çağımızda, Türkiye’ye dair düşünmenin ve üretmenin ahlaki bir sorumluluk olduğunu gösteren bir çağrıdır. Prof. Dr. Mahmut Özer, 2025 yılı boyunca kaleme aldığı yazılarında, müktesebatının ona verdiği güçle eğitimden bilime, yapay zekâdan iş gücü piyasalarına, kültürden kamusal alana uzanan geniş bir yelpazede ülkenin bir zihinsel muhasebesini yapar.
Türkiye Nöbetinden Kaytarmayalım, adını bilinçli biçimde yan yana getirilen iki güçlü kavramdan alır. “Türkiye nöbeti”, Alev Alatlı’nın epistemik berraklık ve sorumluluk çağrısına yaslanırken; “kaytarmayalım” ifadesi, Kemal Tahir’in aydına yüklediği ahlaki ve zihinsel yükümlülüğün altını çizer. Bu iki damar, kitap boyunca birbirini besleyen bir düşünce hattı oluşturur: Bu topraklarda düşünmek, kaçınılmaz olarak sorumluluk almaktır.
Eser, bir yılın kronolojik dökümünden ziyade, bir zihinsel nöbetin kaydı olarak okunmalıdır. Yazılar; yükseköğretimin arz-talep dengesinden doktora meselesine, yapay zekânın beşeri sermaye üzerindeki etkilerinden bilimsel üretimdeki dönüşümlere, kültürel mirastan modernleşme tecrübemize kadar uzanan başlıklarda, meseleleri tarihsel bağlamı ve toplumsal derinliğiyle ele alır. Yazar, Türkiye’nin son yıllarda kat ettiği mesafeye dikkat çekerken yeni eşiklerin daha derinlikli bir kalite, tutarlılık ve yön arayışı gerektirdiğini ısrarla vurgular.
Kitabın belirgin eksenlerinden biri, yapay zekâ ve dijitalleşmenin yalnızca teknik değil, epistemik ve ahlaki bir mesele olduğudur. Yapay zekâ, bu metinlerde büyüleyici bir ilerleme anlatısı olarak değil; insanı, emeği, düşünmeyi ve kamusal alanı yeniden tanımlamayı zorunlu kılan bir kırılma noktası olarak ele alınır. Eğitim politikaları, iş gücü piyasası ve bilimsel üretim, bu dönüşümün ışığında yeniden düşünülür.
Bununla birlikte eser, yalnızca bugüne değil, Türkiye’nin düşünce geleneğine de yaslanır. Ziya Gökalp’tan Tanpınar’a, Cahit Arf’tan Turgut Cansever’e, Alev Alatlı’dan Kemal Tahir’e uzanan referanslar, modernleşme tecrübemizi taklit-tahkik gerilimi içinde yeniden değerlendirmeye davet eder. Ortaya çıkan temel önerme nettir: Ne geçmişe romantik bir sığınma ne de Batı’yı ezberci bir biçimde tekrar etmek… İhtiyaç duyulan şey, kendi tarihsel tecrübemizi merkeze alan fakat dünyayla konuşabilen yeni bir dil ve muhakeme biçimidir.
Türkiye Nöbetinden Kaytarmayalım, tamamlanmış bir muhasebeden çok, devam eden bir arayışın notlarıdır. Okuyucusunu edilgen bir izleyici olmaya değil; düşünmeye, tartışmaya, sorgulamaya ve en önemlisi sorumluluk üstlenmeye çağırır. Çünkü bu kitapta da açıkça hatırlatıldığı gibi, Türkiye nöbeti süreklilik ister; kaytarmamak ise ahlak, emek ve sabır gerektirir.
Prof. Dr. Hasan Ali KARASAR








